
Kronik Fakirlik ve Devlete Yansıyan Bedeli

Kronik fakirlik, yalnızca cebin daralması değildir; aynı zamanda devletin omuzlarına sessizce yüklenen ağır bir faturadır. En düşük emekli maaşlarının 20 bin liraya çıkarılması, kâğıt üzerinde büyük bir rakam gibi görünebilir. Fakat mutfakta boş tencere yankılanıyorsa, o sarayın duvarları aslında kartondan yapılmıştır.
Beslenemeyen vatandaş, önce sağlığını kaybeder. Boş tabak, zamanla dolup taşan hastane koridorlarına dönüşür. Yetersiz gıda, kronik hastalıkların kapısını aralar; ilaç masrafları, tedavi giderleri ve iş gücü kaybı devlete katlanarak geri döner. Ailelerin dağılmasına sebep olur. Böylece fakirlik, yalnızca bireyin değil, devletin de damarlarını yavaş yavaş tüketir.
İşçiye, emekliye, memura gerekli rakam verilse; esnaftan alışveriş yapar, esnaf toptancıdan alışveriş yapar, toptancı ise fabrikadan alışveriş yapar. Bu çarkın dönmesi enflasyonu düşürür. Bunun en iyi örneği Erbakan hükümetidir. Ama bunu yapmak için denk bütçe gerekir. Açık bütçeyle kimseye yeterince para verilemez.
20 bin liralık maaş, enflasyonun ateşi karşısında suya düşen bir serap gibidir. Görünürde büyüyen rakam, gerçekte küçülen hayatı gizler. Kronik fakirlik, bu yanılsamanın içinde kök salar; vatandaşın sağlığını çürütürken devletin bütçesini de kemirir.
Sonuçta, kronik fakirlik bir gölge gibi büyür: mutfakta boş tencere, hastanede dolu yatak, kasada eksilen kaynak… Devletin bedeli, sessizce yazılan bir faturadır. Ve bu fatura, yalnızca rakamlarla değil, toplumun geleceğiyle ödenir. Tek yol yeni bir seçimdir.
Çözüm, Milli Görüş politikalarındadır.





Yorum gönder